FAHRENHEIT 451 KİTAP İNCELEMESİ VE ÇEVİRİ ELEŞTİRİSİ

Fahrenheit451, Amerikalı fantazi, korku ve bilimkurgu yazarı Raymond Douglas Bradbury tarafından kaleme alınmış ve ilk defa 1953’te basılmış bir distopyadır. Kitap ismini kağıdın tutuşma derecesi olan 451F dereceden alır. Roman, 24.yüzyılda tüm binaların ateşe dayanaklı inşaat malzemelerinden yapıldığı, dolayısıyla itfaiye teşkilatının geleneksel vazifesini terk ederek “kitap yakma” görevini üstlendiği, teknolojinin inanılmaz derecede geliştiği, doğanın büyük ölçüde tahrip olmaya başladığı ve insanların zamanlarını çoğunlukla televizyon karşısında geçirerek, adeta beyinleri yıkanmış ve duygulardan arınmış birer robota dönüştüğü bir çevrede geçer. İtfaiye erleri, alev püskürtücüler taşıyan, mihver ve kıyafetlerinde 451F sembolü işlenmiş, ülkede hakim olan totaliter rejimin uygulayıcılarıdır. George Orwell’in 1984’ünde olduğu gibi burada da baskıcı, sansürcü ve katı bir rejim vardır. İnsanların düşünmelerini engellemek amacıyla kitaplar yasaklanmıştır. İnsanlar çevrede bulunan ihbar kutuları vasıtasıyla evlerinde kitap bulunduran kişileri gambazlamaktadır.

Romanın baş kahramanı olan Guy Montag, 30 yaşında bir itfaiye eridir, babası ve dedesi gibi o da itfaiyeci olmayı seçmiştir. Hayat dolu ve etrafındaki topluma göre oldukça farklı bir kişiliğe sahip komşu kızı Clarisse ile tanışması, elinde nadide kitaplar bulunan emekli profesör Faber ile yaptığı sohbetler ve yaşlı bir kadının, kitaplarının yanışını görmektense kitaplarıyla birlikte tutuşmayı tercih etmesi Montag için bir aydınlanma olmuştur. Bu aydınlanmayı tetikleyen şeyse, yanan kitaplardan birinde gözüne çarpan “Öğle sonu güneşinde zaman uykuya dalmıştı” cümlesidir. Giderek çevresini ve sistemi sorgulamaya başlayan Montag, eşi Mildred’ın gerçeği görebilmesi için ona da kitaplardan bazı kısımları okumaya başlar. Fakat Mildred, Montag’ı ihbar eder ve Montag ile itfaiye istasyonu şefi Beatty arasında kovalamaca başlar. Montag şehirden kaçarak, Granger’in lideri olduğu gizli direniş örgütüne katılır. Bu örgütün herbir üyesi kitapları ezberleyerek gelecek nesiller için muhafaza etmeye çalışmaktadır. Bradbury’nin en meşhur romanı olan Fahrenheit451, yazarın Şubat 1951’de kaleme aldığı Galaxy Science Fiction’ın 5.sayısında yer alan Fireman isimli kısa hikayeye dayanır. Bu kısa hikayeyi geliştiren Bradbury, Fahrenheit451’i yazmıştır. Bradbury’nin ölmeden kısa bir süre önce yayınladığı A Pleasure to Burn isimli kitabı ise Fahrenheit451’e dayanan kısa hikayelerin toplandığı bir eserdir. Bradbury, Fahrenheit451’i yazdığında, İkinci Dünya Savaşı dönemi sona ermiş olsa da, Soğuk Savaş dönemi başlamış ve ABD’de komünizm karşıtı McCarthy hükümeti kitapların toplatılıp yakılması tehdidinde bile bulunmuştu.

Nazilerin kitap yakma ayinleri, komünist Sovyetler Birliği ve Çin’de rejim karşıtı kitapların yasaklanması ve ABD’de ki gelişmeler, Bradbury’nin bu kitabı yazmasında temel motivasyon öğeleri gibi gözükse de, yazar “Romanım aslında televizyonun okumaya, özellikle de edebiyata ilgiyi nasıl yok ettiğini anlatıyordu. Bu bakımdan romanımda suçlu sandalyesinde oturan devlet değil, bizzat halkın kendisidir” sözleriyle olanlara sessiz kalan halkıda suçlamıştır. Ayrıca, bir nevi öngörüde bulunarak, günümüzde kitaplara verilen önemin nasıl azaldığını, insanların kitaplar yerine televizyon ve diğer eğlence araçlarına yöneldiğini doğru bir şekilde, yaklaşık 50 yıl önce saptamıştır. Zengin bir hayal gücüne sahip Ray Bradbury, yazıldığı dönemde akla getirilmesi bile oldukça zor olan jet motora sahip uçan arabalar ve insan kokusunu ayırt ederek suçluları tespit eden mekanik tazılar gibi teknolojik gelişmeleri Fahrenheit451’de kullanarak, bilimkurgunun ABD’de ki öncüsü olmuştur. Bu hayal gücü zenginliğinin kaynağı geçirdiği mutlu çocukluk ortamı ve H.G.Wells, Edgar Allan Poe, Jules Verne ve Edgar Rice Burroughs gibi yazarlardır. Fahrenheit451’in 3 adet Türkçe baskısı bulunmaktadır. Bunlar, Reha Pınar tarafından çevrilen 1971-Okat Yayınları, Dilara Özman tarafından çevrilen 1984-Başkan Yayınları, ve Zerrin Kayalıoğlu ile Korkut Kayalıoğlu tarafından çevrilen 1999-İthaki Yayınları baskılarıdır. Raymond Van den Broeck’ın betimleyici eleştiri modeli ve Anton Popovic’in deyiş kaydırmaları yanısıra eşdeğerlik, yeterlilik ve kabul edilebilirlik kavramları kapsamında yapılan çeviri eleştirisi, hata avcılığından ve öznel değerlendirmelerden kaçınılarak, başarılı ve nesnel eleştiri yapılmasına olanak sağlar. Bu doğrultuda, Reha Pınar’ın (Okat Yayınları) ile Zerrin Kayalıoğlu ve Korkut Kayalıoğlu’nun (İthaki Yayınları) yaptığı Fahrenheit451 çevirilerini bir örnek üzerinden karşılaştıralım.

“With the brass nozzle in his fists, with this great python spitting its venomous kerosene upon the world, the blood pounded in his head, and his hands were the hands of some amazing conductor playing all the symphonies of blazing and burning to bring down the tatters and charcoal ruins of history.” (Bradbury, R. (1967). Fahrenheit 451. New York: Simon and Schuster, sayfa 1)

“Ellerinin arasında tuttuğu sarı marpuçla, petrol zehirini dünyanın üzerine kusan büyük bir piton yılanını andırıyordu. Elleri, tarihin parçalanmış, ve kömürleşmiş kalıntılarını tamamen yok etmek için, ateş ve kıvılcım senfonisini idare etmek isteyen bir mayestronun ellerine benziyordu.” (Bradbury, R. (1971). Fahrenheit 451. İstanbul: Okat Yayınları, Çev. Pınar, R. sayfa 5)

“Avuçlarında, dev piton yılanını andıran bakır çinko alaşımı hortumla dünyaya zehirli gazyağı püskürtürken, kanının beyninde zonkladığını hissediyordu… Elleri, tarihin paçavralarını ve kömürleşmiş kalıntılarını yok etmek için ateş ve alevin tüm senfonilerini olağanüstü bir şekilde yöneten bir orkestra şefinin elleriydi.” (Bradbury, R. (2013). Fahrenheit 451. İstanbul: İthaki Yayınları, Çev. Kayalıoğlu Z. ve K. sayfa 23)

Yukarıda verilen örneklerde, hem Reha Pınar’ın hem de Zerrin ve Korkut Kayalıoğlu’nun orjinal cümleyi ikiye böldüğünü görüyoruz. Böylece, Türkçe’ye aktarırken bozulabilecek anlam bütünlüğünü sağlamaya çalışmışlardır. Reha Pınar’ın 70’lerin Türkiye’sine has kelime seçimleri dikkate çarpmaktadır. Nozzle kelimesi için kullanılan marpuç ve conductor yerine kullanılan mayestro kelimeleri buna örnektir. Bradbury burada itfaiyecilerin kitapları yakmak için kullandığı alev püskürtücüyü dünyaya zehrini kusan dev bir piton şeklinde betimlemiş, bu aleti kullanan itfaiyecileri ise ateşin oluşturduğu senfoniyi yöneten bir orkestra şefine benzetmiştir. Bu benzetmeler her iki çeviride de kabuledilebilir şekilde yansıtılmıştır. Fakat brass kelimesi, Okat çevirisinde sarı olarak, İthaki çevirisinde ise bakır çinko alaşımı şeklinde çevrilerek okuyucunun kafasını karıştırıcı bir etki oluşturmuştur. Burada, basit bir şekilde pirinç kelimesi kullanılabilirdi. Fakat, nesnel eleştiri açısında burada doğru/yanlış veya iyi/kötü şeklinde yorum yapmamalıyız. Bunlar dışında, her iki çeviriyi karşılaştırdığımızda Reha Pınar’ın biraz daha serbest, Kayalıoğlu çiftinin ise daha sadık çeviri yaptığını görürüz.

Öte yandan her iki çeviride, dönemleri itibariyle kabul edilebilir ve kaynak metin ile eşdeğerdir. Çeviri eleştirisi sadece tek bir parça (texteme) karşılaştırılarak yapılamaz. Burada sadece örnek olması açısından bir tek cümle alınmıştır. Daha betimleyici ve sistematik bir eleştirinin yapılabilmesi için kitapların bir bütün halinde incelenmesi gerekir. Bu konuda çalışmak isteyenler, kitabın hem orjinalini, hem de farklı çevirilerini Ankara, Milli Kütüphane’den edinebilir.

MUHAMMED MUSTAFA SARAÇ

BLOG PAYLAŞIMLARIMIZI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN