OSMANLI ÇEVİRİ TARİHİNE KISA BİR BAKIŞ

1299-1923 yılları arasında Doğu Avrupa, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika üzerinde yaklaşık 600 yıl varlığını sürdüren Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde birçok milleti barındırmış çok uluslu, çok dilli ve çok kültürlü bir devletti. Genel olarak dil, din ve ırk ayrımından uzak bir şekilde varlığını sürdüren Osmanlı İmparatorluğu Doğu ile Batı arasında kültürel bir köprü görevini üstlenmişti. Ülke içerisindeki bu çok kültürlü yapı Osmanlı Devleti’ni birçok dilin aynı anda konuşulduğu bir ahenge sokmuştu. Osmanlıca’nın resmi dil olduğu ülkede halk arasında Türkçe, Arapça, Farsça, Kürtçe, Rumca, Yunanca, Ermenice ve Arnavutça en yaygın olarak kullanılan dillerdi. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki çeviri etkinliğinin temelleri Fatih Sultan Mehmet döneminde atılmıştı. Fatih, İstanbul’un fethiyle beraber Doğu ve Batı kültürüne ait birçok eserin Türkçe’ye çevrilmesini emretti. İmparatorluğun yükselme dönemi ile birlikte büyük toprakları fethetmesi, ticaret yollarını ve limanlarını ele geçirmesi özellikle ekonomik kaygıya düşen komşu devletlerin Osmanlı ile iletişime geçmesine yol açtı. Başta Venedikliler, Harsburglar ve Fransızlar olmak üzere çeşitli milletler İstanbul’a elçilerini ve tercüman adaylarını gönderip kendi tercüman okullarını açarak bu ihtiyacı kendileri gidermeye çalıştı. Özellikle yükselme döneminin sonlarına doğru Osmanlı’nın kendi içine kapanması ve sadece zorunlu olduğunda dış dünya ile bağlantıya geçmesi çeviri etkinliğinin ticari ve diplomasi alanında sınırlı kalmasına yol açtı. 1551 yılına gelindiğinde Venedikliler tercüman ihtiyaçlarını karşılamak için Dil Oğlanları Okulu’nu (Giovanni della Lingua) kurdu. Harsburglar Viyana’da Sprachknaben ve Oriantalishe doğu bilimleri akademilerini açtı. Fransızlar ise 1669 yılında Türkçe, Arapça ve Farsça dillerini konuşup Osmanlı kültür ve yaşayışını benimseyen Dragoman’ların yetiştiği çeviri okulunu (Ecole de jeunes de langues) hayata geçirdi. Bu kurumlardan yetiştirilen tercümanlar Osmanlı Devleti ile ticari, hukuki ve diplomatik alanlarda önemli temaslarda bulunup Doğubilimi’nin (Oryantalizm) Avrupa’da gelişmesine çok büyük katkılar sağladı. Duraklama döneminin etkilerinden kurtulmak isteyen Osmanlı Devleti’nin özellikle askeri alanlardaki ıslahatları yapabilmek için mühendislik okulları açıp, bu okullarda yabancı eğitmenleri görevlendirmesiyle çevirmenler üzerine düşen sorumluluklar arttı. Osmanlı duraklama ve gerileme dönemiyle beraber Batı’yı tanımak ve sorunlarına Batılı yaklaşımla çözümler üretebilmek için daha çok eseri Osmanlıcaya çevirtmeye başladı. Özellikle bu dönemde Fransızca-Osmanlıca sözlüklerinin ilk örnekleri ortaya çıktı. Tanzimat Fermanı ile birlikte Batı kültürüne duyulan merakın artmasıyla Ahmet Mithat Efendi ve Ahmet Vefik Paşa gibi Osmanlı aydınları çeşitli edebi çeviriler yapmaya başladı. Osmanlı özellikle son dönemlerinde birçok diğer alanda olduğu gibi tercüme işlerini de gayrimüslim vatandaşlarına bırakmıştı. Girit seferinde gösterdiği başarılarla Divan-i Hümayun baş tercümanlığına atanan Panayotis Nikousssios ve onun vefatıyla yerine gelen 1699 yılındaki Karlofça Antlaşması’nda Osmanlı yararına hizmetlerde bulunmuş Aleksander Mavrokordato baş tercümanlıkta Fenerli Rum Beyleri dönemini başlattı. Baş tercümanlar Osmanlı Devleti’nin diplomatları gibi çalışır ve Avrupa devletleriyle diplomatik ve ticari ilişkileri yürütürlerdi. Bu yüzden devlete ait birçok gizli bilgiye vakıftılar. 1821’de ki Yunan İsyanı sırasında devlete ait bilgilerin isyancılara sızdırılmasıyla tercümanlık hizmetinde ki gayrimüslimlerin görevden alınıp yerlerine Müslüman Türklerin yerleştirilmesine karar verildi. Osmanlı İmparatorluğu kendi tercümanlarını yetiştirmek üzere 1821’de Tercüme Odası’nı kurdu. Tercüme Odası başlangıçta 3-4 kişilik bir kadroya sahip devlet dairesi iken zamanla Osmanlı’nın Batı ülkelerinde elçilikler açması ve diplomatik faaliyetlerini arttırmasıyla Hariciye Nezareti’ne (Dış İşleri Bakanlığı) bağlı yaklaşık 100 personeli bulunan bir kuruma dönüştü. Diplomatik çeviriler yanında pasaport, gümrük, telgrafçılık işlerinin de yapıldığı kurum, Osmanlı Devleti bünyesindeki memurların yabancı dil eğitimlerini de üstlenmişti. Başta Fransızca olmak üzere İtalyanca, İngilizce ve birçok yabancı dilin öğretildiği Tercüme Odası; Namık Kemal, Şinasi, Fuat Paşa gibi Tanzimat dönemi yazar ve aydınlarının yetiştiği bir kurumdu. Tercüme Odası Osmanlı’nın yıkılışına kadar faaliyetlerini sürdürdü ve Osmanlıca’nın sadeleştirilmesine, dile Fransızca kökenli birçok yeni terimin eklenmesine, devletin resmi yayın organı Takvim-i Vekayi’nin değişik dillere çevrilmesine önemli katkılarda bulundu.

Muhammed Mustafa Saraç

KAYNAKÇA
1) Tarihsel Değerlendirmeler Işığında Türkiye’de Çeviri Etkinliği – Doç.Dr.Sergül VURAL KARA – Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 6, Sayı 1, Haziran 2010, ss. 94-101.
2) TRADOMAN ÇEVİRİ TARİHİ – http://tradoman.blogspot.com/p/ceviri-tarihi.html
3) Vikipedi Tercüme Odası – http://tr.wikipedia.org/wiki/Terc%C3%BCme_Odas%C4%B1
4) Çeviribilim: Bir Giriş – http://ceviribilim.com/?page_id=1496 – Bu metin Sâkine Eruz’un İstanbul Üniversitesi, Çeviribilim Bölümü’nde doktora grubuyla birlikte 2008, bahar döneminde yaptığı bir çalışma sonucunda Neslihan Demez, Filiz Şan, Eylem Alp, Meral Camcı ve Başak Ergil tarafından ortaklaşa hazırlandı. Son düzeltmeler 2008-2009 arası Neslihan Demez, Filiz Şan, Eylem Alp ve Sâkine Eruz tarafından yapıldı. Bazı aşamalarda Nihal Akbulut’a danışıldı. Metne, çeviribilimsel gelişmelerin bütünsel ele alınması için gerekli görülen bölümler de eklenerek metin 02.02.2009 tarihinde Sâkine Eruz tarafından yayına hazır hale getirildi.

BLOG PAYLAŞIMLARIMIZI GÖRMEK İÇİN TIKLAYIN